Ankara, İstanbul, Aksaray, Gaziantep, Erzurum, Sivas ve Kayseri’de kurulan eğitim ve uygulama merkezleri aracılığıyla başlatılan bu süreç, yalnızca yeni bir eğitim modeli değil; öğretmenlik mesleğinin tarihsel, kurumsal ve kamusal niteliğini hedef alan siyasal bir müdahaledir.
Eğitim Sen olarak altını çiziyoruz: Bu model, öğretmen yetiştirme sistemini güçlendirmemekte, aksine tasfiye etmektedir. Yıllarını eğitim fakültelerinde geçiren, pedagojik formasyon alan, uygulama ve staj süreçlerini tamamlayan yüz binlerce öğretmen adayı bu sistemle birlikte yeniden “yeterlilik” süzgecine tabi tutulmaktadır. Bu durum, yalnızca öğretmen adaylarının emeğini değersizleştirmekle kalmamakta; aynı zamanda üniversitelerin ve eğitim fakültelerinin toplumsal işlevini fiilen ortadan kaldırmaktadır. Diplomaların geçersizleştirilmesi anlamına gelen bu yaklaşım, bilimsel ve pedagojik birikimin inkârıdır.
Milli Eğitim Akademisi’nin içeriği, müfredatı ve işleyişi ise kamuoyundan gizlenmektedir. Şeffaflıktan uzak bu yapı, bilimsel ölçütler yerine siyasal kriterlerin belirleyici olduğu bir mekanizmaya işaret etmektedir. Atama ve değerlendirme süreçlerinde liyakat yerine sadakatin esas alınacağına dair güçlü emareler, öğretmenlik mesleğini doğrudan siyasal iktidarın vesayeti altına sokmaktadır. Bu yalnızca bir meslek politikası değil, aynı zamanda eğitimin ideolojik olarak yeniden biçimlendirilmesi girişimidir.
Öte yandan mevcut tablo, bu modelin ne kadar büyük bir çelişki üzerine kurulduğunu açıkça göstermektedir. Bir yandan “öğretmen açığı yok” söylemi dillendirilirken, diğer yandan yaklaşık 90 bin ücretli öğretmen güvencesiz ve düşük ücretlerle çalıştırılmaktadır. Atama bekleyen öğretmen sayısı 1 milyona yaklaşmışken, önümüzdeki iki yıl için yalnızca 10 bin atama planlanması, bu sistemin bir istihdam politikası değil, açıkça elemeye dayalı tasfiye politikası olduğunu ortaya koymaktadır.
Akademi sürecinde öğretmen adaylarına öngörülen 32 bin 351 TL’lik ücret ise günümüz ekonomik koşullarında yaşamın en temel ihtiyaçlarını dahi karşılamaktan uzaktır. Özellikle büyükşehirlerde barınma, ulaşım ve beslenme gibi temel giderler göz önüne alındığında bu ücret, açık bir yoksullaştırma politikasıdır. Üstelik barınma sorununa dair herhangi bir kamusal çözüm sunulmamakta, adaylar tamamen piyasa koşullarına terk edilmektedir. Daha da vahimi, bu sürecin sonunda herhangi bir atama güvencesinin bulunmamasıdır. Yani öğretmen adayları güvencesiz, düşük ücretli ve belirsiz bir geleceğe mahkûm edilmektedir.
Bu modelle Türkiye’nin yüz yılı aşan tarihsel öğretmen yetiştirme birikimi tasfiye edilmektedir. Dünyada benzeri bulunmayan bu uygulama, pedagojik ihtiyaçlardan değil, siyasal ve ideolojik tercihlerden beslenmektedir. Eğitim fakültelerini işlevsizleştiren, öğretmenliği bir “eleme süreci”ne indirgeyen bu yaklaşım, eşit, demokratik ve kamusal eğitim ilkesine açık bir saldırıdır.
Açıktır ki öğretmen yetiştirme sürecinin parçalanması, mesleğin güvencesizleştirilmesi ve liyakat ilkesinin ortadan kaldırılması yalnızca öğretmen adaylarının değil, toplumun tümünün geleceğini doğrudan etkileyecektir. Eğitim sisteminin niteliği, öğretmenin niteliğinden bağımsız düşünülemez.
Eğitim Sen olarak bir kez daha ifade ediyoruz:
Eğitimin piyasalaştırılmasına, öğretmenliğin itibarsızlaştırılmasına ve siyasal kadrolaşmanın kurumsallaştırılmasına izin vermeyeceğiz. Öğretmenlik mesleğinin onurunu, güvenceli çalışma hakkını ve kamusal eğitimin temel ilkelerini her koşulda savunmaya devam edeceğiz.
Tüm eğitim emekçilerini ve öğretmen adaylarını, emeğimize, mesleğimize ve geleceğimize sahip çıkmak üzere birlikte mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.
13.04.2026
Muhammet İKİNCİ
Eğitim Sen Trabzon Şube Başkanı
Haber Editörü: Esin Çakır




