18 Mart sabahı Çanakkale Boğazı’nın girişine baktığınızda, insanlık tarihinin gördüğü en mağrur donanma gücüyle karşılaşırdınız. İngiliz ve Fransız devlerinin "yenilmez" armadası, sadece bir boğazı değil, bir milletin var olma iradesini çiğneyip geçmek için sulara yayılmıştı. Ancak o gün tarih, çeliğin kibrine karşı ruhun ve öngörünün zaferini yazacaktı. Bu büyük savunmanın ilk gizli hamlesi, zifiri bir karanlıkta, Mart’ın 7’sini 8’ine bağlayan gece, aslen Trabzon Akçaabatlı olan Tophaneli Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey ve mürettebatının yönetimindeki Nusret Mayın Gemisi ile yapıldı. Düşmanın devriye gemilerine yakalanmadan, kıyıya paralel dökülen o 26 mucizevi mayın, o devasa zırhlıların sonunu hazırlayan sessiz ama sarsıcı güce dönüştü.
Deniz cehenneme döndüğünde, tabyalarımızda "18 Mart Kahramanı" Cevat Paşa’nın sarsılmaz iradesi yankılanıyordu. Mecidiye Tabyası’nda Seyit Onbaşı’nın 215 kiloluk mermiyi sırtlanarak İngilizlerin gururu Ocean zırhlısını kalbinden vurması, inancın imkânı nasıl yarattığının en büyük kanıtıydı. Ancak bu muazzam deniz zaferinin hemen ardında, karada bekleyen çok daha büyük bir tehlikeye karşı uyanık bir zekâ vardı. Yarbay Mustafa Kemal, 19. Tümen Komutanı olarak sahnedeydi. O, düşmanın sadece denizden geçemeyeceğini biliyor, asıl darbenin karadan geleceğini bir hakikat gibi görüyordu.
Mustafa Kemal’in kurduğu savunma düzeni, bir askerin haritaya değil, vatanın geleceğine bakarak aldığı bir karardı. Kendi inisiyatifini kullanarak birliklerini düşmanın çıkarma yapacağı en kritik noktalar olan Bigalı ve Conkbayırı hattına yerleştirmesi, bir milletin kaderini değiştiren o sarsılmaz ferasetin sonucuydu. "Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum" derken, aslında o siperlerde sadece düşmanı durdurmuyor; Cumhuriyetimizin önsözünü her bir karış toprağa kanıyla yazıyordu. İtilaf donanmasının devlerini suların derinliklerine gömen o ruh; Akçaabatlı Hakkı Bey’in cesareti, Seyit’in bileği, Cevat Paşa’nın sabrı ve Mustafa Kemal’in ufukları aşan askeri dehasıyla birleşerek Çanakkale’yi ebediyen geçilmez kılmıştır. Bugün bizler bu topraklarda özgürce nefes alabiliyorsak, bu, o gün o siperlerde bir güneş gibi doğan Mustafa Kemal’in ve onunla birlikte ölüme gülümseyerek yürüyenlerin sönmez ışığı sayesindedir.
Bu vesileyle, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere; vatanımızın bağımsızlığı uğruna canlarını feda eden tüm aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve sonsuz saygıyla anıyorum.
Ruhları şad olsun.