• BIST 90.529
  • Altın 214,019
  • Dolar 5,3738
  • Euro 6,0725
  • Trabzon 9 °C

YAKUTUN YAKIŞI

BERRİN USTAOĞLU AKYÜZ

670-031.gif123456---kopya-20180120181927.png“YAKUTUN YAKIŞI”

Odun sobaya nasıl sığacaktı? Kocamandı. Sobanın ağzıda öyle ama...

Közler kütüğü içine atmaya çalışan annenin kolundaki bilezik kadar parlıyordu. Sıcaktı acıtıyordu. Isınan ellerinin dili yoktu, gözlerini kısıyor ağzını buruşturuyordu. Yakut taşlar altının içine gömülmüş, yinede açıkta kalanı ateş gibi kıpkırmızı parlıyordu. Sol kolunu korudu, kaygılıydı; odunu, sağ eliyle kolayca atacaktı ama... Olmadı. Kelepçe saatini çıkartmalıydı. Çıkardı, taş ocağın rafında ahşap kutunun içine koydu. Çocuk gözlerini dikerek izliyordu. Kadın işine döndü.

Yamalı bohça sedirin üstündeydi. Sedire çıktı, bohçayı aldı. Kolları henüz rafa uzanacak kadar büyümemişti. Uzanmaya çalıştı, başaracaktı. O an başaracağı şeyin ömür boyu acı vereceğini nereden bilebilirdi.

Küçük kız oyun bohçasını da alarak her zamanki  yerine gitti. Arkadaşı bekliyordu, oyun kurdular. Hava soğuk parmakları üşüyordu.   Bohçanın içinden; parça kumaşlar, kırık fincan,  makas, kibrit kutusundan yaptığı dikiş makinesini çıkardı, dikkatlice dizdi. Bez bebek çıplaktı. Tül parçaları ayrı bir yere konuldu. O gelinlik olacaktı. Sonra..., büyüyünce... Gelinin koluna da bilezik takılacaktı. Kat kat elbiseleri olacaktı. Annesinin yıllarca sakladığı gelin telini aldı, bulaşmıştı, minicik elleriyle açmaya çalıştı. Acıyla feryad etti. Küçük kuş parmağını bıçak gibi kesti. Kan damlıyordu. Yakut rengi kan yamalı bohçada yatık duran bebeğe bulaştı. Elini ağzına koydu. Arkadaşı seslendi gel seninle kan kardeşi olalım dedi. Acıyan parmağını onun ağzına koydu. Hafiflemişti acısı. Yakutunda tadı böyle miydi? Sıcak tatlı... “Tiksinç” dedi.

Bağrışmalarına yoldan geçen kasketi ters takılmış, üstü tozlu kırışık pantolonlu bir amca yardım için yaklaştı. Eğildi duvardan sordu. Elini gösterdi küçük kız. Amca oralı bile olmamıştı. Önemli bişey yoktu. Kan durmuştu. Kan kardeş olunmuştu.

Yakutun parıltısı adama çarptı. Adam başını tekrar çevirdi. Gözleri sobadaki ateş gibiydi. Çocukların yanına geldi. Aman “çocuklar hemen annenizin yanına koşun. Ya tetanoz olursan parmağını keserler sonra!” Küçük kız bebeğini hayal evini bırakarak annesinin yanına koştu. Anne öptü sevdi. Küçük bir bez parçasını minicik parmağına bağladı. Sobanın arkasına minderin üzerine dizine yatırdı. Kız, kıvrılarak kan kardeşliği düşünerek uykuya daldı. . Tatlı bir uykuydu sevgi dolu koruyucuydu.

Uyandığında bez parçası parmağından düşmüştü.  Soba da sönmüştü. Önce kan kardeşim nerede diye arandı. Sonra yamalı bohçasını. Yamalı bohçayı evin yol tarafına bakan üst bahçedeydi.

Güneş bulutların arkadından uzaklaşıyordu. Hava iyice soğumuş, nem çökmüştü. Topladı evciliğini geri döndü. İçinde gelin teli, bez bebek, makas, kırık fincan ve dikiş makinesi vardı. Bir şey daha olmalıydı.

Yıllarca annesinden dinlediği yakut taşlı kelepçe saat...

Anne iğneyle kuyu kazarak aldığı, kelepçe yakut taşlı saati her anlattığında içi acıyordu. Kız büyümüştü içi hala “cız” ediyordu. Hiç unutmadı, hep “bir gün...” dedi, ama yerine de koyamadı.

Soba hala yanıyor ateş hala kırmızı bakıyordu. Kelepçe saat kim bilir kimlerin kolunda yanıyordu.

Büyük kız boyunun yetmediği kutulara  hiç uzanmadı. Merak ediyordu, kasketli iyi niyetli amcalar küçük kızları seviyor, yardım ediyor muydu?

Berrin USTAOĞLU AKYÜZ

Bu yazı toplam 2223 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Akçaabatın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0546 284 1461 Köksal Ustaoğlu