• BIST 99.763
  • Altın 259,290
  • Dolar 5,6834
  • Euro 6,3769
  • Trabzon 25 °C

“Vermeyince Mabut, ne yapsın Mahmut?”

“Vermeyince Mabut, ne yapsın Mahmut?”

29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMI VE 2013 GENÇLİĞİMİZ

 

           Yıllarını öğrenci, öğretmen, idareci ve veli olarak eğitimin içerisinde geçirmiş biri olmanın sorumluluğunda, 90. Yılını kutlamaya hazırlandığımız Cumhuriyetimizi, gençlerimize bakarak değerlendirmek gibi bir düşünce içinde ne kadar bocaladığımı bilemiyorum.

            “Vermeyince Mabut, ne yapsın Mahmut?” dercesine, kaderci olarak mı bakalım, yoksa komplo teorileri üreterek mi bakalım?

            Cumhuriyet ilan edilirken hangi koşullarda bir yoldan geçtik, 90. Yılda hangi koşullarda adımlar atıyoruz? Gençlerimiz, Cumhuriyet bilincinin neresinde?

            Beklentilerimizde tutuculuk mu yapıyor da çağın gençlerini anlamakta zorlanıyoruz? Her yeniye sorgulamadan sarılmanın getirdiği aşırılığı mı yaşıyoruz? Seçici olmayı mı, modayı mı abartıyoruz? Yakışanı mı yapıyoruz, taklitle mi yaşıyoruz?

            Dünya gençliği neyin peşinde, biz baskıcı mıyız, gençleri anlamanın neresindeyiz, teknoloji ile uyumlu bir yaşantımız var mı? Genç olmak, elindeki cep telefonundan başka bir yeri görmemek mi, facebook-msn- oyunlarla kendini görmediği bağlarla sınırlamak mı? Sorular,sorular…

            Düşüncemin derinliklerinde dolaşırken, eğitim temel kanunumuza bakmakla çıkış aramaya başladım. 1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunumuzun genel amaçlarını sıralayan ikinci maddeyi olduğu gibi alarak yola çıkmak istedim:

  Madde 2 – Türk Milli Eğitiminin genel amacı, Türk Milletinin bütün fertlerini,

1. Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek;

2. Beden, zihin, ahlak, ruh ve duygu bakımlarından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişilik ve teşebbüse değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı ve verimli kişiler olarak yetiştirmek;

3. İlgi, istidat ve kabiliyetlerini geliştirerek gerekli bilgi, beceri, davranışlar ve birlikte iş görme alışkanlığı kazandırmak suretiyle hayata hazırlamak ve onların, kendilerini mutlu kılacak ve toplumun mutluluğuna katkıda bulunacak bir meslek sahibi olmalarını sağlamak;

Böylece bir yandan Türk vatandaşlarının ve Türk toplumunun refah ve mutluluğunu artırmak; öte yandan milli birlik ve bütünlük içinde iktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmayı desteklemek ve hızlandırmak ve nihayet Türk Milletini çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı, seçkin bir ortağı yapmaktır.

Kanun yazarken ne kadar özenmiş devletimizi yönetenler: Ellerine sağlık. İdeal bir yönetim çizgisinin özgürlükçü ama sınırsız olmayan; gelenekçi ama tutucu olmayan; ilerici ama inkarcı olmayan; milliyetçi ama ırkçı olmayan güzel bir metinle Temel Kanun oluşturulmuş.

Metin çizgisinden çevreme, gençlere; insanlara bakmaya başladım. Gördüklerimle okuduğum uyuşmuyordu.

  Kanunlarımızın, birlik bütünlük emrettiği ülkemde, bölücüler türemiş; halkını, milletini seven gençler istenilen ülkemde çıkarcılar; kendi ceplerini düşünenler çoğalmış.

Tiner bağımlıları, köprü altı çocukları, kapkaççılar, dolandırıcılar, kalpazanlar, çeteler, aracılar, tefeciler çoğalmış.

  Dini sömürüaracı yapanlar, Atatürk’ün arkasına sığınarak çıkar sağlayanlar, milliyetçiliği ayrıcalık olarak görenler çoğalmış. Moda hastalığının çocuklar üzerinde uyuşturucu etkisi, özellikle büyük kentlerde markalı ürün giyme gerekçeli ahlaksızlık dolu düzenler oluşturmuş.

Dil, tanınmayacak hatta öyle gruplar var ki aralarına girdiğinizde anlaşılamayacak kadar bozulmuş/yozlaşmış, kişiliksiz bir dil halini almış.

1994 kışında Samsun Öğretmenevinde yapılan bir toplantıda, eğitimin kendi ileri içinde yürütülen politikaları olması gerektiğini söylemiş, şu örnekle de fikrimi açıklamıştım:

Samsun’da bir garnizon komutanı var. General rütbesinde. Siyasi iktidarlar değişse de o kişi generaldir; garnizon komutanıdır. O makama nasıl bir yoldan geldiğini bildiği için astını korur, üstünü sayar, göreviyle ilişkili politikalar geliştirir, projeler üretir, attığı imzayı savunur.

Samsun’da bir İl Milli Eğitim Müdürü vardır. O da eğitim kurumlarımızın garnizon komutanıdır. Ne yazık ki, siyasi iktidarlarla birlikte o da değişir. Garnizon komutanı için takım komutanlığına indirilmek ne ise, bir il milli eğitim müdürü için de öğretmenliğe indirilerek sınıfa sokulması odur.

Böyle olunca da ne astını koruyabilir, ne üstünü sayar. Geçici olduğunu düşüneceğinden ne politikalar geliştirir, ne attığı imzayı savunabilir.

Bu durumda yapılması gereken çözüm, partilerin politikasında eğitim politikası yapmak yerine, değişmeyen ülke politikası oluşturarak, eğitim politikası içinde politikacılar yetiştirmek gerekir. Yani, iktidardaki en sağcı partinin çekeceği sağ sınırla, iktidardaki en solcu partinin çekeceği sol sınırlar, üzerinde milli eğitim treninin yürüdüğü sağlam bir ray olarak yerleştirilmelidir.

Sokakta elbette tek tip insan istemek kadar abes bir düşünce olamaz. Ama kulağında kulaklıkla kendini duymaya, elindeki telefonla da çevresini görmeye kapatmış bir gençlik, geleceği için ne kadar sorumluluk duyar. 2. Maddede belirtilen genel amaçlara ulaşmak için daha çok yol alacak gibiyiz.

Lise öğrencisi 3 dakikalık hazırlıklı konuşma ya da bir dakikalık hazırlıksız konuşma yapamıyorsa, açıkoturum yerine magazin programları izleniyorsa, ülkenin hemen her kahvehanesinde futbol konuşuluyorsa, dış dünyadan –iç dünyadan sosyal ve siyasal konular açıldığında, “Bırakın bu sohbetleri, bir dinleyen olur. İşiniz mi yok, başka konulara geçelim.” diye yol değiştirip konuşamıyorsa, 2. Maddedeki düşünen, üreten gençliğe nasıl ulaşacağız?

Cumhuriyetimizin 90.yılında görüyorum ki Cumhuriyeti, Atatürk’ün emanet etmek istediği gençlik yapısından uzaklaşmaktayız.

Çare yok değildir. İşi ehline vererek, hiç bilenle bilmeyen bir olur mu dercesine liyakatle düşünenlerin yönetenlerin, geleceği gören aydınlık ufuklu bakışlarına terk etmek en doru seçenek olup, yapılması gereken ilk iştir.

Cumhuriyet, eskilerin deyimiyle, eyyamcılık yaşantısıyla değil, ilkeli yaşantıların onurlu mücadelesiyle kurulmuştur. Kalıcı olmak için köklü ama ilkeli; doru ama kararlı adımlar atmak ilk işimiz olmalı.

Tarihi yapıların yüzlerce yıla direnmesinin altında yatan gerçekleri, geleceğimiz gençleri için yeniden kurmalıyız. Kalıcılık ve büyüklük orada başlar.

 

 

 

 

Bu haber toplam 1028 defa okunmuştur
  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Akçaabatın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0546 284 1461 Köksal Ustaoğlu