• BIST 110.477
  • Altın 275,921
  • Dolar 5,8011
  • Euro 6,4759
  • Trabzon 20 °C

Vefa Yılmaz'ın Kaleminden "Eskimeyen Dostlara Özlem‏"

VEFA YILMAZ

Akçaabat Üzerine;

Mavi bir deniz

Masmavi bir gökyüzü,

Dallarında serçeler ötüşen

Yeşil bir Selvi.

İşte böyle bir yere gömün beni..

**

Sanırım Akçaabat’ı özledim yine. Eski Zamanları, Eskimeyen dostları özledim.

**

Bazı dostluklar hiç değişmiyor. Hiç değişmesinde ..

İlkokul 1. Sınıfta sıkı dost olduk Zafer Çağlar la hep aynı sırada oturur hep beraber gezer hep beraber oynardık.  Babası ve annesi Almanya da oldukları için dedesi ve büyükannesi ile yaşardı Zafer. Babası ve annesi yıllık izinlerini kullanmak için geldiklerinde, oyuncak ve bolca çikolata getirirlerdi. Oyuncak larla oynama yaşımız geçtiğinde en büyük zevkimiz evin üst katında saklanan çikolataların yerini tespit edip gizlice onları yemekti. Bazen öyle aşırıya kaçardık ki kaşıntıdan duramazdık.

Bazen de dedesi bizi yakalar önce kızar gibi olur sonradan bana bakıp sen diğer arkadaşlarından farklısın sana serbest derdi. Sebebini de her seferinde üzerine basa basa gözleri dolarak açıklardı.

‘’Zafer e Mahmut diyen bir sen varsın şu köyde bu da beni çok mutlu ediyor. Çünkü Mahmut benim babamın adı’’ derdi.(zafer in nüfusa kayıtlı ismi Mahmut’tu)

Her şeye rağmen Almanya dan gelen çikolataların ayrı bir anlamı vardı bizde.

**

 Bir gün Mahmut beni çağırdı ve abisi Murat ‘a yaptırdığı bilyeli arabayı göstererek;

‘’ güzel mi  ?‘’ diye sordu.

Güzel mi ne demek  nerdeyse köyde ki bütün çocukların bilyeli arabası vardı ve bizi bindirmezlerdi., Rampadan aşağıya bıraktılar mı kendilerini  yarışarak önce kim düzlüğe inecek diye naralar atarak kayarlardı.

‘’Güzel çok güzel ‘’ dedim.

Hadi binelim dediğinde daha önce bilyeli arabaya binmemiş biri olarak içimi heyecan kaplamıştı. Mahmut direksiyonda ben arkasına oturmuştum, ilk tecrübeniz elim bir kaza ile son buldu.

Şarampole yuvarlanmıştık ve olduğumuz yerden kalkamıyorduk. Her ikimizde sırt üstü toprağa uzanmış gülmekten yaşaran gözlerimizle masmavi bulutsuz bir gökyüzüne bakıyorduk. İlk trafik kazasını yapmış mutlu, çok mutlu çocuklardık.

**

Bilyeli arabaların en meşakkatli tarafı kayarak indiğin yokuştan yukarıya elinde taşıyarak çıkarmasıdır. Ama bu bize zulüm değil keyif veren bir olaydı.

Zamanla ikimizde kullanmayı öğrendik bilyeli arabayı. Artık diğer çocuklarla yarış yapmaya onlarla kapışmaya başlamıştık. Bizim onlardan daha hızlı olmamızı çekemeyen arkadaşlar nasıl bu kadar kısa sürede bu kadar iyi olduğumuzun cevabını bulamaz, biz ise bunu gizli gizli odadan aşırıp yediğimiz Alman çikolatalarına bağlardık.

**

Günlerden bir gün Mahmut bana ikinci sürprizini yaptı.  Dedesinin talimatı üzerine Murat abiye yaptırılan ikinci bilyeliyi bana teslim etmişti.

Mahşerin iki bilyeli kahramanlarıydık adeta.

**

Önce Mahmut la kendi aramızda yarışmalar yapmaya sonra da diğer arkadaşlarla yarışırken nasıl onları yarış dışı bırakırız planları üzerinde taktik geliştirmeye başladık. Düşe kalka yuvarlana, yuvarlana ellerimiz dizlerimiz kanata, kanata yarışlara hazır hale geldik.

**

Bir cumartesi günü diğer arkadaşlarla köyün başında toplanarak  aşağı mahalleye kadar yarışma kararı aldık  ..

Yarış okulun önünde son bulacaktı. Yere çubukla çizilen çizgiye bütün bilyeliler dizildi. Fakat bizim Mahmut’ la yaptığımız plan üzerine Mahmut bir başta ben diğer başta sıraya girmiştik. Planımızda hızla çıkacak diğerlerinin önünü kesecek şekilde tek şeritli köy yolunda yan yana gidecek, diğer çocukların bizi geçmelerine izin vermeyecektik.

Ve öyle de oldu. Biz hızla çıkış yapıp önlerini kapatıp  aynı  zamanda ağzımızla ‘‘nani, nani, nani’’ diye sözüm ona korna çalarak süratle ilerlemeye başladık. Önümüze geçemeyen arkadaşların arkamızdan savurduğu küfürler hiç umurumuzda bile olmamıştı..

Çok sinirlenen arkadaşlardan Metin  Kaya ani bir manevra ile bizi geçmeye çalışırken komşunun bahçesine yuvarlandı, aynı hızla kalkıp küfür ederek peşimizden koşarak geliyordu.. Mahmut la ben ise işleyen planın keyfini sürüyor kahkahalarla gülüyorduk.

**

Bayır aşağıya hızla giderken okulun önünde babamı gören ben heyecan yapmış o heyecanla Mahmut un arabaya çarpmıştım. Tıpkı filmlerde ki gibi Mahmut’la ben babamın  önüne yuvarlandık. Küfür ederek gelen Metin Kaya babamı fark edince ani bir hamleyle kendini ikinci bir kez bahçeye fırlatarak yuvarlanmış, Mahmut’ la ben ise babama fena yakalanmıştık.

Babam ‘’ kalkın ‘’ dedi

Mahmut için fazla bir şey ifade etmeyen bu ses tonu, benim artık bilyeli arabaya binemeyeceğim anlamını taşıyordu. Öylede oldu ..En azından babam öyle bildi.

**

Mahmut zayıf bir fiziğe sahip biraz içine kapanık benden başkası ile fazla muhabbeti olmayan ama şahsına münhasır bazı meziyetleri olan bir arkadaşımdı. .Sırdaş idi. Dosttu. Ortaokula başladığımız zaman ayrı sınıflara düşmüştük. Teneffüslerde buluşur beraber gezer sohbet ederdik. Sınıfındaki arkadaşları onu sessiz sedasız biri olarak niteler pek göze batmadığını söylerler bende kendisine biraz daha girişken olması yönünde ona fikirler verirdim. Mahmut da bana gün gelir beni fark ederler der söylediklerimi kulak ardı ederdi.

Gün geldi Mahmut haklı çıktı..

Okul dağılmış sınıfın kapısında Mahmut u beklerken kalabalık bir grubun onun la beraber sınıftan çıktığını gördüm. Kızlı erkekli bir grup Mahmut ‘la sohbet ediyor şakalaşıyorlardı.

Göz göze geldiğimizde Mahmut ‘un yüzündeki mutluk görülmeye değerdi..

**

Bu değişimin sebebini merak edip sordum eve dönerken.

‘’Öğretmen’’ dedi Mahmut, ‘’ Durup dururken bu kadar suskunsun sesini duyalım bir şarkı söyle bakalım diyerek beni tahtaya kaldırdı. Herkes gülüyordu. Önce çekindim ama sonra gözlerimi kapatıp  Ferdi Tayfur dan başladım söylemeye ,Bütün sınıf susup dinledi. Bitince bir tane daha  dedi öğretmen yine söyledim.. Sonuç bu ‘’

Sesinin güzelliğini benden başka çok fazla kişinin bilmediği bu özelliğini artık bütün sınıf öğrenmiş Mahmut sınıfın ilgi odağı olmaya başlamıştı…

**

Orta 1 den sonra okula devam etmeyen Mahmut yıllar sonra kendine bir saz alacak Allah vergisi bir kabiliyetle saz çalmayı da öğrenecek, köyde açtığı bakkal dükkânında işini yaparken Ferdi den şarkıları çalıp söylemeye devam edecekti. Mahmut’ un aşk dolu yüreğini köyümüze  Kurs öğretmeni olarak gelen Canan hoca fark edince Eros ‘un attığı ok onların kaderlerini birbirine bağlayacaktı..

**

Aradan yıllar geçti ben İstanbul da, Mahmut uzun yol şoförü olarak hayatına devam etti. Bağlantımız bir ara kopsa da sonradan birbirimizi bulmuş telefonla da olsa görüşmeye devam ediyorduk. Bana Tır şoförü olduğunu yurt dışına gidip geldiğini söylediği bir dönemdi. O yaz ailem le beraber Trabzon’a gidiyorduk Samsuna yaklaşmıştık. Sabah 10.00 civarı yanımızdan bir tır geçti. Tırı görünce Mahmut aklıma geldi ve Trabzon da ise onu görmek isterim diye düşündüm o saate nerede olduğunu bilmediğim Mahmut u aradım.

‘’Trabzon a dönüyorum yoldayım  ‘’ dedi

‘’ Neredesin? ‘’ diye sorduğumda şaşırmıştım. Çünkü yaklaşık 30 dk önce söylediği yerden geçmiştim. Yani Mahmut’ la aynı bölgedeydik..

Samsun Çakallı da bir lokanta tarif etti bana Mahmut. ‘’ orada bekleyin kahvaltı yapalım ‘’ dedi

Lokantaya gittiğimde masamızın hazırlandığını görünce şaşırmıştım. Mahmut telefon açmış her şeyi hazırlatmıştı.

 Bir müddet sonra geldiğinde doyasıya sarılıp hasret giderdik önce. Sonra cebinden bir şey çıkartıp kızıma uzattı.

‘’Almanya dan geliyorum   bu da Alman çikolatası ‘’ dediğinde birbirimize baktık önce sonra da tekrar sarıldık birbirimize gözlerimiz dolu, dolu..

**

Bir kaç saat sohbetten sonra tekrardan yolumuza devam etmek için kalktığımızda  ‘’benim samsun da biraz işim var sana hayırlı yolculuklar’’ dedim. ‘’  Çok geç kalmazsan yolda bana yetişirsin belki’’ dedi vedalaşıp ayrıldık.

**

Samsun’da işim erken bitti ve yola devam ettim. Eynesil e yaklaşırken nerede olduğunu sorduğumda ona yakın bir yerlerde olduğumu anladım. Ona yetişmemi istedi. Ona yetiştiğimde gün batmaya başlamıştı. Nedendir bilinmez yanına yaklaşıp şeridi ortaladığımda anlamış olacak ki o da iki şeridi ortalayıp hız düşürdü ve arkadan gelen arabaların yolunu kesip karanlığın orta yerinde adeta karanlığı yırtarcasına korna çalarak yaklaşık 5 dk gibi bir süre yolu kapatarak  tıpkı çocukken bilyeli arabayla yaptığımız gibi devam ettik.. Arkadan gelen araçların korna sesleri umurumuzda bile değildi..

**

Kim bilir belki içlerinden birinde  Metin Kaya vardı.. 

**

Büyüsek Tırlara otomobillere binsek de bilyelideki çocuklarız hala. Arkadaşını görünce önce ardına düşen sonra da yan yana ilerleyen çocuklarız..

Bu yazı toplam 1069 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Akçaabatın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0546 284 1461 Köksal Ustaoğlu