• BIST 103.781
  • Altın 272,057
  • Dolar 5,7505
  • Euro 6,3344
  • Trabzon 17 °C

RÜŞVET

BERRİN USTAOĞLU AKYÜZ

RÜŞVET
Okul çıkışı, üzgün üzgün yardıma geldim babama. Ben ayak altında dolanan kesilip kağıda sarılan paketleri kasaya taşıyan önemli bir elemandım
İçinde en güzel giyim eşyası, malzemesi aksesuarı satılan dükkan bizimkiydi. İstanbul dan gelirdi malzeme. En güzel giyen çocuk da bendim.  Yaşım on. Erken gitmiştim okula beşinci sınıftan mezun olmak üzereydim. Günlerden salı pazar kurulmuştu.
Uzaktan siyah kıvırcık saçları jilet gibi giysileri, bıçkın delikanlı öğretmenimin geldiğini gördüm. Usulca tezgahın altına girdim. Siyah ipek çorapları rugan sivri burun ayakkabılarının pırıltısında kendimi gördüm. İki gözüm şaşmış birbirine bakıyordu. Yüzüme inen lüleyi sessizce üfledim. Aynı yere düştü. İngiliz kumaşından dikilmiş pantolondaki ütü izi  kömür ütüsüyle yapılmıştı belliki. Ayakları hareket emeye başladı, seslendi:
-Haydar bey rahat bir vakitte sade kahveni içerim. Hemde bi rüşvet işi var onu konuşalım.Hala mangalın duruyor mu?
-o oo hocam durmaz mı, ne zaman arzu ederseniz? Bu gün malum pazar var, mangal yanmaz yansa da keyfi çıkmaz. Ama şu rüşvet işini merak ettim doğrusu.
Tezgahın altından çıkmak için köselenin taşta çıkardığı  sesin uzaklaşmasını bekledim. Neden şimdi sınıfta kaldım ki. Ben ikinci sınıfta yedi kere dokuzun altmış üç olduğunu parmaklarıma vurduğu cetvelle bir günde ezberlemiştim. Tembelliği sevmiştim zeki olduğumu keşfettiğimde. Ama matematik derslerim pek pek iyiydi. Okumayı çok sevmezdim. Dinleyince anlıyordum, ne gerek vardı okumaya... ben sınıfta kalacak öğrenci değildim. Ama kulaklarımla duydum sınıfta, “sen kaldın” demişti bana!
Akşam olduğunda karnıma ağrılar girdi. Kıvranıyorum. Kızdırılmış bakır tencerenin üzerine oturtuldum. Ayaklarıma çoraplar mayıs ayıydı battaniyelere sarıldım. Sabah iyileştiğimi görünce çok bozuldum. Bir iki numara yapayım dedim Annem bunu yemedi. Harçlığımı iki katına çıkardı elli kuruşa kandım okul yoluna girdim. Sınıfa girerken öğretmenin yüzüne nasıl bakacağımı düşündüm. O an kararımı verdim. Biliyorum zekiyim. Bir yol bulacaktım buldum. Sıra arkadaşıma değmemek için en uca çekildim. Ona rağmen sınıfta kalan biri olduğum için sıraya yayıldı. Hatta bir ara “sen bu sınıftan değilsin kaldın biz ortaokula gideceğiz sen burada kalacaksın” der gibi dibime girmişti. 
Boş geçen ilk dersin tüm sınıf gürültüsünü hiç duymadım kalemimle oynadım durdum. Sanki kimse beni tanımıyordu. Ben onlarla beş yıl okumamış çoğu muzu bilmezken evden muzları çalıp getirmemişim annemin anneannemin verdiği harçlıklar sanki kimseyle paylaşmamışım. Onca pekiyiyi almamış en zor problemleri tahtada kolayca çözmemişim.
İkinci ders zili çaldı, kapı açıldı öğretmenimiz masasına oturdu. Gözleri göz kapağım kapalı olduğu halde bakışları içime işliyordu. Tüm cesaretimi topladım bitsin bu işkence der gibi ayağa kalktım. “Öğretmenim” dedim, “dün size vadettiğim elli kuruşu getirdim.” Kopan kahkahanın ardından geçtiğimi, bana şaka yaptığını söyleyince bir müddet hareket edemedim. 
Birkaç zaman mangal yakıldı sonra o sade kahve közde dakikalarca pişti keyifle içildi. Kahkahalar bu sefer babamdan geliyordu. “ Ya Haydar bey ilk ve son rüşvetim kızınızdan geldi. Keşke her rüşvet bu kadar sevimli olsaydı.”
Sevgili Mahmut Celal İnal öğretmenim ışıklarda uyu. Siz aldığınız ilk rüşvet teklifini,  bense verdiğim ilk ve son rüşvetimi hiç unutmadım.
Berrin Ustaoğlu AKYÜZ

Bu yazı toplam 997 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Akçaabatın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0546 284 1461 Köksal Ustaoğlu