• BIST 83.675
  • Altın 250,781
  • Dolar 6,1048
  • Euro 6,8129
  • Trabzon 19 °C

Kaleminiz Kalitenizdir.

Kaleminiz Kalitenizdir.

KALEMİNİZ KALİTENİZDİR

“Tereyağından kıl çekmek” deyimini, yaşantımızda zor gibi görünen ama kolay gerçekleşen işleri anlatmak için kullanırız.

Nedir, bu zor görünüp de kolay yapılacak işler? Selam vermek; kırgın olduğun kişilere, dargın olduğun kişilere, sevmekte zorlandığın kişilere… Güler yüzlü ve sıcak görünmek; sıkıntılı anlarında, kaybettiğin anlarında, sevmediğin birine katlanmak zorunda olduğun anlarında…

Galiba anlatmak istediklerim bunlar değil. Pekiyi, nedir, bu zor görünüp de kolay yapılacak işler? Yoksulluğuna karşın, harama el uzatmamak; çirkinliğine karşın, özgüvenini yitirmeden, insanlar arasında yaşamanın tadını çıkarmak… Hileyle kazananlar arasında hala temiz kalabilmek; yarınların karamsarlığına karşın umut ve aydınlık dolu gözlerle bakabilmek… Onursuzların, omurgasızların, kişiliksiz ve kimliksizlerin arasında onurla; vakur bir biçimde varlığını sürdürmek…

Nedir, bu zor görünüp de kolay yapılacak işler? Düşünüyorum da, Müslümanlığı, İslam’ın emrettiği gibi ve hakkıyla yaşasaydı insanımız, cemaatçi siyasi söylemlere gereksinme duyulur muydu? Ulusal kimliğimizin ve düşünce sistemimizin gerekleri içinde hareket edilseydi, ülkücü söylemlere gereksinme duyulur muydu? Eşit, hakça ve özgürce yaşantılarımızı insanlara ve değerlerine saygı duyarak yaşamayı becerebilseydik, sosyalist söylemlere gereksinme duyulur muydu?

Demek ki, birileri yaşantımızın boşluklarını düşünce sistemi içinde işleyip, politize bakışlara çevirerek, bizlere söylemler halinde sunmaktadırlar. Sunmakla kalmayıp, savunduklarını söyledikleri düşünce sistemlerinin ardına saklanarak sömürme yüzsüzlüğünü de başarı/elde edilmiş hak ya da bir başka biçimde ortaya koyabilmektedirler.

Yaşantımızın içindeki yanlışlarımız, belki de insan olmamızın gereğidir. Yanlışından ders almamak, yanlışında ısrar etmek ise akli melekelerimizi sağlıklı kullanamadığımızın yaşantımız yoluyla bizlere sunulmuş örnekleridir.

“Bal tutan parmağını yalar.” bir gerçekten yola çıkarak atasözü olan bu özlü söyleyişi o kadar abartmışız ki, parmağı değil, tabağı, kazanı yalayacak hale gelmişiz.

“El öpmekle( etek öpmekle) dudak aşınmaz.” diyerek sosyolojik yozlaşmamızı kültüre de aktararak, yozlaşmamıza destek aramak gibi ahlaksız kapılar aralamışız.

Olaylar, düşünceler, kitlelere en yaygın ve en hızlı biçimde basın yayın yoluyla ulaşır. Buna iletişim dilinde “İletişim kanalı” denir. Bu kanal, temiz; güvenilir ve doğru olursa, kitlelerin bilgi kirliliğinden kurtularak, doğru bilgiye erişmeleri sağlanmış olur.

Bu görevi üstlenmiş olanlar, çok büyük bir sorumluluk taşıdıklarının bilinci içinde olmalıdır. Bu görevi üstlenenler, bir ulusu içi savaşa götüreceği gibi, zulümlere yol açan gereksiz savaşlara da sürükleyebileceklerini bilmelidirler.

Bu görevi üstlenenler, ahlaki yozlaşmanın da, erdemli olgunluğun da anahtarı olduklarını unutmamalıdırlar.

Söylenecek bir sözün toplumsal kargaşalara yol açabileceğini, yakın tarihimizin televizyon sunucuları sayesinde acı deneyimlerle öğrendik.

Eskiler, haber saati geldiğinde, “Hele radyonun sesini açın. Siz de susun. Ajans başlıyor. Bakalım memlekette ne olmuş bu gün?” der, kutsal bir sese kulak verircesine, haberleri dinlerlerdi. Haberlerde ciddiyet hâkimdi. Ne zaman ki                 ( 1990’lardan sonra)  ciddi konuların arasına kedi köpek haberleri, kalça güzelleştirme, masaj yaptırma, estetik yaptırma, zayıflama konuları girdi, ciddi konuların arasına, başka bir deyimle haber olmaktan çıkıp, magazinleşme yaşandı, işte o zaman, haberlerin güzelliği ve özelliği kaybolmaya başladı.

Kanalların( gazete ve basılı yayınların) çoğalmasıyla, farklı seslerin duyulması; toplumsal farklılıklarımızı bilerek ortak güzellikleri oluşturmamızı beklerken, yalan deryasına battığımızın farkında olamadık.

“En iyi haber bizde, en hızlı haber bizde.” yaygaraları, en doğru, en güvenilir haberlerin önünü perdeledi. Her kanal (ya da gazete) kendi penceresinden doğrular yaratarak, yaşantımıza bilgi kirliliği katmaktadırlar.

Dün ak dediğine, bu gün kara diyenler; yükseltirken övdüklerine, indirirken sövenler; bile bile çirkini güzel diye sunma çabasına girenler, bir dönem dönek diyerek adlandırıldılar. Döneklik, o kadar hızlı ve baş döndürücü biçimde gelişti ki, fırıldak oldular. Artık, dönek ve fırıldak demek yetmiyor, bunlara yağcı, yalaka, çanak yalayıcılar ve daha neler neler denilmekte…

Okulda, eğitim öğretim hizmetleri için para toplamak yasak, ama kentin spor kulüplerinden birine yardım emri gelince üstlerden, o yasak kalkar. Bunu dile getiren suçlu, emri yerine getiren ise görev adamı olur.

Velinin öğretmene hakareti, “Anlayışla karşılayın, öfkesini yenememiştir, büyütecek ne var?” tarzı mazur görme kapısı açılarak sindirilir, öğretmenin verdiği notta %50’nin altına düşmüşse soruşturma kapıda demektir. Çocuklar çalışmamıştır, aileler gereken ilgiyi gösterip çocuklarına destek olmamıştır; basın kuruluşlarının sınırsız özgürlük anlayışı sayesinde çocuklar tembelliğe itilmiştir… gibi daha bir çok gerekçe görülmez.

Dünya teknolojik arayışlar içinde gelişmelere kapı aralarken, ülkemde binlerce yıllık töre, İslam hukuku, kültürel ve ahlaki değerler gibi hukuksal yapımızın etik temellerini oluşturan değerlere karşın yaşanan hukuksuzluklara ortak bir ses çıkarma olgunluğuna henüz erişemedik.

Bizler, ne camiye ne kiliseye yaranabilmiş, iki cami arasında beynamaz gibi kalmış bir insanlar topluluğu haline getirildik. Ortak iletişim kanalımız basın yayın kurumlarımızın burada, kendi payına düşeni sorgulama zamanı galiba geçti ki, hala ortak ses yerine en doğruyu ben biliyorum hatası içinde olduğumuzu görüyorum.

Basın kurum ve kuruluşlarının elemanları sorumluluk bilinci içinde olmalıdır. Ahlaklı, erdemli, doğruluğu ilke edinmiş; kişilikli onurlu bilgili insanlar olmalı. Onlar, para babalarına değil, hukuka ve vicdanlarına hesap vermeleri gerektiğine inanmalıdır. Onlar, yazdıklarını çift süzgeçten geçirmeli, zamanın güçlülerine değil, adaletin gücüne boyun eğerek, tarihe adlarını lekesiz olarak yazdırmalıdır.

Basın, hakkın, hukukun sesi, halkın sesi, doğrunun silahı olmalıdır. Basın, çıkar ilişkileri arasında kirlenmemeli. Zarar göreceğini bilse de doğrudan vazgeçmemelidir.

Masallarımızın ortak özelliklerinden biri de, sonunda doğruların kazanmasıdır. Çocukluklarımızın masalsı temizliğini ruhlarımızdan silmediğimizi, yüklendiğimiz görevlerimizi yerine getirirken gösterelim.

Kalem işçileri, yazılarınız, sözcüklerle kurduğunuz binalardır. Yıkılmasını istemiyorsanız, çağlara seslenmiş olmayı istiyorsanız, temelini doğru atmalısınız. Unutmayın ki, tarih iyileri de kötüleri de kaydetmektedir. Yarın nerde olacağınızı bugün yaptıklarınızla belirleyeceksiniz.

 

Bu haber toplam 701 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Akçaabatın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0546 284 1461 Köksal Ustaoğlu