• BIST 94.219
  • Altın 252,317
  • Dolar 5,8343
  • Euro 6,5347
  • Trabzon 22 °C

İKİ BOĞAZ

BERRİN USTAOĞLU AKYÜZ

İki Boğaz

Yüreğim kıpır kıpır, mevsim yazdı. Pembe elbisem diz üstü, çiçek desenliydi. Eteği kloş, yakası memelerim görünmesin diye kapalı "v" şeklindeydi. Saçım belime kadar örgüydü. Annemden uzaklaşınca örgülerimi açar, kıvır kıvır savururdum rüzgâra.

Çoğu arkadaşım babasızdı. Babalar "Alamanya'ya" göçmüştü. Annelerine naylon çorap kızlarına bebek oğlanlara da renkli uçurtma gönderecekti. Para kazanıp araba alacak köydeki evlerine bir oda daha ekleyecekti. Bazıları sıvasız olsa da şehre apartman dikecekti. Anası " oğlum dikti bu koca binayı, boşuna mı gitti el memleketine, Allah'tan imam nikâhı ile evliydi de kolay oldu işi.

Pamuk Abla çocuklarını büyütüyor, tarla yapıyor kocasının, ailesinin gözdesi olmaya çalışıyordu. Tek mutluluğu ona gelen mektuplardı. Cevap yazmak için gittiği hemşire kadına defalarca okuttuğu mektubu ezberlemişti. Cevap yazmak için bu sefer de aynı işi yaptı. Lojman boştu. Hemşirenin taini çıkıp gitiğini öğrenince Pamuk Abla bana kaldı. Artık mektupları ben yazacaktım. Ama nasıl? Yeşil gözlü kızların titrediği Mehmet'i görünce hissettiklerimi yazarsam olur mu?  Olmaz tabii ki! Onler benim hissettiklerim, Pamuk Abla yaşlıydı. Hiç o yaşta kadın aşk mektubu yazar mı, ayıptı!

"Sevgili Karıcığım, çocuklarıma iyi bak onlara birşey olursa senden bilirim. Ben buraya alıştım, gelmek istiyorum ama Stefani izin vermiyor. Bensiz yapamıyormuş. Alaman kadını bu, erkeksiz durmaz. Hem onların ekmeğini yiyoruz, ayıp olur. Küçük kızım da beş yaşında, benimle Alamanca konuşuyor. Ben de dil öğreniyorum." diye yazıyordu son mektubunda. Önce okuyup karşılık verecektim.

Bir yığın savsatayla mektup biter. Okudukça tüm erkeklerin böyle olduğunu düşündüm. İçimin kıpırtısı azaldı. Pamuk'un kocası da güzel miydi?

Pamuk hazmetmiş miydi? Bir Alman Kadını iki kız çocuğu, ayda bir gelen mektup bankaya düşen marklar... Yeter miydi? Ailesine göre başına tavus kuşu konmuştu. Ya Pamuk? O ne düşünüyordu?

"Yaz" dedi, kırmızı kalemi verdi elime. "Olmaz" dedim, "mavi ya da siyah" dedim. Öyle öğrenmiştik okulda. Bulduk bir dolmakalem. Doldurduk içine siyah mürekkebi başladım yazmaya. Gayet yalın ve resmi.

"Sevgili Osman,

Çocukların annen baban gayet iyi. Beni sorarsan verdiğin vazifeleri yerine getirmeye çalışıyorum..."

Bir ara "dur!" dedi Pamuk Abla, "Oku!" dedi.

Okudum.

Pamuk mutsuzdu. "Olmadı!" dedi. Utandım. "Ben söyleyeyim sen yaz" dedi. Yeni kağıt yırttık defterden. Defterin ucunda Almanca şirket bilgileri ve lego vardı.

"Sevgili Beyciğim, Nasılsın?

Çocukların nasıl? Bizi soracak olursan... " diye uzayan giden mektupta nasıl hasta olduğunu, eltisinin kaynına nazlanmalarını, çocukların komşunun yumurtalarını çalıp pazarda satmalarını anlattı ben yazdım. "Aşk" a dair birşey yoktu. Zaten okuyacak bir aşık da yoktu. Pamuk bütün hırsını bitli kızı Hayriye'den çıkartıyordu. " tak" demişti canına, Pamuğun da!" Halalarına benzedi diye dert yanıyordu Pamuk. "Şu babası bi gelse de şu kızı bi evire çevire dövse" ancak akıllanırdı ona göre!

Yıllarca mektuplar yazıldı, gönderildi.

Son mektubunu okuduğumda yanakları al al olmuştu. " Karıcığım anladım ki senden başka dostum yok. Senin o gözlerinin yeşili var ya defne gözlüm kimsede yok. Saçının örgüsünü açarken her birini tek tek öpesim var, yanağından, dudağından..."

Hastaydı Osman, Boşamıştı da Alaman karısı Osman'ı. Elinde avucunda kalan dört katlı bina çürümek üzereydi. Etrafını saracak parası da yoktu. Cebinde yurduna gelecek parası da. Arabası fiyakalıydı ama sürecek dermanı yoktu.

Bir gece kapı çalındı, elinde zarfla muhtardı gelen. Telgraf gelmişti. Havalara uçtu Pamuk. Yere inemedi bir müddet. Çocuklar da sevindi. "Uçurtmaaam", dedi biri, diğeri "lastik çizmem!" Pamuk hiç birşey demedi. Keşke gelsin de dedi içinden.

Muhtar başı yerde " başınız sağolsun..." dediğinde, saat sabahın erken vaktiydi. Osman'ın yanında getirdiği sadece iki kız çocuğuydu, Alaman karısı çocuklarını Osman'a bırakıp kaçmıştı. Osman'dan kalan hatıra iki boğaz da Pamuk'a armağandı.

Bu yazı toplam 494 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Akçaabatın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0546 284 1461 Köksal Ustaoğlu