• BIST 105.380
  • Altın 270,975
  • Dolar 5,7403
  • Euro 6,3404
  • Trabzon 17 °C

AVUCUMDAKİ YALAN

BERRİN USTAOĞLU AKYÜZ

AVUCUMDAKİ YALAN

Mimari yapısı Rum kültüründen etkilenmişse de Türk misafirperverliğine uygun davetkârdı kapıları.

Her sokağın başında bir çeşme mahallemin zenginliğini gösterirdi. Tosunların çeşmesi, Ustaoğlu çeşmesi, Başaranların çeşmesi, Abdurahman Efendilerin diye yol boyu isimleriyle anılırdı.

Zayıf, sıska, yaşım daha dokuzdu. Kızkardeşim annemin ince yapılı şişko karnından doğmuştu. Derlerdi ki; "kıskanmasından zatürre oldu." Yaz yağmurunda, saçak altında duş almaya bayılırdım oysaki.

Memleketimin tek sineması Mehtap, pazar aile matinesinde iki film birden oynardı. İlki eski, ikincisi yeni film olurdu. Yeni filme gitmek demek; modadan, yeni çıkan şarkılardan haberdar olmak demekti. "Dünyaya açılan pencere" derdi öğretmenim.

Sinema salonunda her ailenin yeri ayrıydı. Bir numaralı koltuk Neriman öğretmenin, üç numara Şermin Teyzenindi.

 Ayşecikli dönemleriydi sinemanın. Filmde Üsküdar sahilinde, yalıda yaşayan anneannesi, her istediğini yapıyor, şımarık şımarık hallerine terlik göstermiyordu. Bende anneannemle yaşıyordum. Ayşecik kelebek gibi dolaşıyor, dadısıyla denize girip çıkıyor, bahçede duş alıyordu. O tulumbaya bastıkça yükselen su şemsiye gibi dökülüyordu. Siyah- beyazdı filmler ama ben çimenin yeşilini karanfilin kokusunu görüp hissedebiliyordum.

Filmden etkilenmiş olacağım ki duş diye girdiğim saçak suyunu bolca içmişim. Yağmur suyunda mikrop ne arar. Islanıp üzerimde kuruyan elbise bana ne yapar ki, o Allah'ın suyu değil mi? Anneannem öyle derdi.

Kardeşimi kıskandım,  zatürrem ondan. Doktor yarısı, yüksek boylu dev adam Ali Yaşar da böyle demişti.

Yine bir zattürre sabahıydı, doktordan dönerken babam bana "Ne istersin, ne alayım sana?" diye sordu. "Top" dedim. Top gelmedi terlememem gerekiyormuş, annem öyle söylemiş. Top isterken aslında kaç gün daha evde kalacağımı mı öğreniyordum sanırım.

Çok gün kaldım evde...

Muşmulalar yeşil yeşil olmuş yılın ilk meyvesi büyümüştü. Kopartmak istedim. Babam "Henüz iri misket kadar rengi bile sararmamış" demişti, "kopartma büyüsünler."

Bana top alınmadığına göre verilen sözlerde tutulmayabilirdi. Bir sabah babam evden çıktı ben ağaca tırmandım.

Ağacın kolay dalına uzandım, sağ elimle topladığım koyu yeşil misket kadar muşmulaları sol avucumla karnımın üzerine sıkıştırdım. Evde isteğime göre pişen yemeği yutamazken ham meyvanın lezzetine doyamıyordum. Kopardıklarımla gizlice evden çıkmıştım. Arkadaşlarım beni unutur endişesiyle kıvranıyordum. Belki de liderliği Gülşen'e kaptırmak istemiyordum. Harman çocuğuydum. Evden uzaklaşmalıydım. Hafif yokuşu çıkarken karşıma iki dev adam çıktı.

Koca adımlarıyla yeri göğü inleten iğneci Ali Yaşar, bana yaklaşıyordu.

Aliyaşar ı görmemek için başımı eğip  kaşlarımı çattım. Böylece onu görmüyor, onun da beni görmediğini düşünüyordum.

Yol kıyısında oluşan yağmur hendeği zamanla yosun tutmuş, otlar boyumca büyümüştü. Anlamsızca yere diktiğim gözlerimi,  yosun yeşilini izliyordum. Çok severim bu rengi.

 Birinin elinde siyah eskimiş deri çanta, diğerinin elinde top. İstediğim şeyi almıştı. Nereden bilebilirdim. Yakaladılar beni. Babam avucumda ne olduğunu sordu, "misket" dedim. Yeşil misketlerim de vardı. Açmak istemedim. Zorla açtı, sadece "Onlar daha olmamıştı, henüz yavru. Üstelik istediğin topu da aldım sana!" dediğinde artık çok geçti.

Bana bu kadarı yetmişti. Suç işlediğimi gören Ali Yaşar koca bıyıklarını okşuyor, yeşil parlak kocaman gözlerinin kapaklarını bile kapatmıyordu. Beni elinden tutup "gel bak acımayacak" diyerek harmandan aldı. Sahibe teyzenin duvarından eve doğru sürükledi. Hacı Arifin Mehmedin çeşmesinden ( ki tanımadığım adından korktuğum dedemdir kendileri) çekiştirerek eve götürdü. Beni mutfağın bordo divanına yatırdı. Çiçekli donumu indirdi. Teneke kutu açıldı içinden cam enjektör çıktı. İğne kocamandı. "Acımadı acımadı" diye tempo tuttum. Acıyordu. Sözde eli hafifmiş. Bacağım kasıldı. Ama "avucumdaki yalan" daha çok sızlıyordu.

Ali Yaşar hep geldi. Kaşlarımı hep indirirdim. Hiç işe yaramadı, yine görsem kaşlarımı yere inerim

Top? Bir gün kendi başına dereye doğru yola çıktı. Tütünün pembe çiçeklerine zifirli yapraklarına çarpa çarpa kayboldu. Ne ben "gel" dedim ne de o arkasına baktı... Yüzlerce yeşilin içinde kayboldu gitti...

Berrin Ustaoğlu Akyüz/Mazı

Bu yazı toplam 547 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Akçaabatın Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0546 284 1461 Köksal Ustaoğlu